top of page

1

Neden varız?

İDA, iki kişinin ortak merakıyla başlayan bir yolculuğun adıdır. Her şey tek bir soruyla başladı:

“Bir insanın yalnızca söylediklerini değil; sözlerinde, sessizliğinde, bedeninde, ilişkilerinde ve yaşam koşullarında görünür olan deneyimini de dikkatle dinlediğimizde ne mümkün olur?”

Bu soruyla birlikte Somatik Koçluk yaklaşımını geliştirdik.

Biz koçluğu, yalnızca düşünceler üzerinden ilerleyen bir süreç olarak görmüyoruz. İnsan; düşünceleri, duyguları, beden duyumları, hareketleri, ilişkileri ve yaşam deneyimiyle yaşayan bir bütündür. Bu bütünün hiçbir yönü diğerinden daha doğru, daha derin ya da daha değerli değildir.

İDA’nın merkezinde Somatik Koçluk Eğitimi yer alıyor. Bunun yanında birebir somatik koçluk seansları, küçük grup inzivaları, seminerler, atölyeler ve koçlar için sinir sistemi regülasyonu pratikleriyle farklı karşılaşma ve öğrenme alanları açıyoruz.

Bu çalışmaların biçimi değişse de niyetimiz aynı kalıyor: İnsanı bir teknikle düzeltmeye çalışmadan; kendi deneyimini fark edebileceği, anlamlandırabileceği ve kendi seçimlerini yapabileceği alanlara eşlik etmek.

Amacımız bedeni ayrı bir cevap kaynağı gibi öne çıkarmak değil; kişinin yaşayan deneyimini parçalara ayırmadan duyabilmek ve bu deneyimle kurduğu ilişkiyi desteklemek. Bazen yeni bir farkındalık doğar, bazen bir soru kalır, bazen de hiçbir şeyin değişmemesi deneyimin kendisidir.

İDA, bütün bu olasılıklara merak, rıza, emek ve özenle alan açmak için var.

2

İnsan Anlayışımız

Biz insanı yalnızca düşünen bir zihin olarak görmüyoruz. İnsan, anlatabildiğinden daha fazlasıdır.

Bir deneyim bazen sözde, bazen düşüncede, bazen duyguda ya da duyumda; bazen bir harekette, imgede, sessizlikte, ilişkide veya yaşam koşullarında görünür olur. Bunların hiçbiri diğerinden daha doğru ya da daha derin değildir. Her biri, kişinin yaşayan bütününe açılan olası bir penceredir.

Çünkü insan; bedeni, duyguları, düşünceleri, ilişkileri, içinde bulunduğu koşullar ve yaşam boyunca taşıdığı deneyimleriyle yaşayan bir bütündür. Bu yüzden insanı parçalarına ayırarak anlamaya çalışmayız.

Her insanın dünyayı deneyimleme ve anlamlandırma biçimi farklıdır. Aynı olay, aynı söz ya da aynı sessizlik herkeste aynı karşılığı bulmayabilir. Bizim için insan, kendi yaşamının ve deneyiminin uzmanıdır.

Biz insanı düzeltilmesi gereken biri olarak değil; kendi kaynakları, sınırları, koşulları ve seçim kapasitesi olan yaşayan bir bütün olarak görüyoruz. İnsan anlayışımızın merkezinde tek bir doğru değil; farklılık, özerklik ve birlikte merak var.

3

Değerlerimiz ve Etik Duruşumuz

İDA anlayışında merakı, etik duruşu, yargısız yaklaşımı, rıza ve seçimi, insanın özerkliğine saygıyı, birlikte gözetilen güveni, emeği, öğrenmeyi ve yaşam boyu gelişimi çalışmalarımızın temel değerleri olarak kabul ederiz.

Hiçbir tekniğin insanın önüne geçmesine izin vermeyiz. Her zaman önce insanı, sonra yöntemi görürüz.

4

Etik ve Profesyonel Sınırlar

İDA kapsamında sunulan koçluk, eğitim, seminer ve grup çalışmaları psikoterapi, psikolojik danışmanlık, beden terapisi, sağlık hizmeti ya da klinik müdahale değildir. Tanı koymaz, tedavi sunmaz ve travma çalışması yürütmez.

Koçluk sınırını aşan durumlarda kişinin uygun uzman desteğine yönlendirilmesini sorumluluğumuzun bir parçası olarak görürüz.

Koçluk sürecindeki amacımız; birlikte çalıştığımız kişinin kendi deneyimine ilişkin farkındalığını, öğrenmesini, anlamlandırmasını ve kendi yaşamına ilişkin bilinçli seçimler oluşturmasını desteklemektir. Değişim bir zorunluluk ya da vaat değildir.

İDA bir teknik ya da protokol değildir. İDA; insana bakışımızı, birlikte çalışma biçimimizi ve etik sorumluluğumuzu taşıyan bir yaklaşımdır.

Logomuzun Hikayesini okuyun

4

Logomuzun Hikayesi

İDA’nın sembolü, yaşayan bedeni bir ev metaforuyla ele alır. Ev bu yaşayan bedeni, pencereler ise insanın kendisiyle ve hayatla ilişki kurabildiği farklı yolları temsil eder. Işık yanan pencere, o anda dikkatimizde görünür olanı; bacadan yükselen duman ise yaşamı, hareketi ve deneyimin hem kendisinin hem de bizdeki karşılığının anbean değişebileceğini hatırlatır. Evin açık ve akışkan çizgileri ise yaşayan bedenin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla ilişki içinde oluşunu taşır.

Hikayemiz, insanı tek bir pencereden tanımlamamakla başlar. Bazen ışık başka bir yere düşer, bazen bir pencere kapalı kalır; ev yine de bütündür. Güven, bu evin içinde hazır bulunan bir şey değil; iki insanın birbirine merakla yaklaşmasıyla karşılaşmanın içinde birlikte oluşur. Biz, insanın kendi ritmiyle görünene yaklaşabildiği, merakın aceleden daha çok yer tuttuğu ve her karşılaşmada yeni bir anlamın doğabildiği bu canlı keşfe ev sahipliği yapıyoruz.

bottom of page